6.04.2013

Herşey bir ağaçla başladı...

Bugün 4 Haziran 2013. Tarih yazıyoruz Türkiye'de. Birkaç gündür kendime gelemedim. Olup biten öyle bir gelişti ki. İyiki Facebook ile barışmışım! Yepyeni bir dünya, yepyeni bir dünya algısı keşfettim. Zaten artık herşey kayıtlı. Bireysel düzeyde kayıtlı. Kayıt edildiği için kayıd edilecek birşeyler yapmak, söylemek daha önemli. İzleyen insan artık sahnede. Kadere razı olmak yerine kaderine sahip çıkıyor.
Türkiye'de devrim oluyor arkadaşlar! Üstelik dayanışma içinde bir direniş var. Yıllarca susan, kibarca ve uygarca bekleyen insanlar artık yeter diye bağırıyor. Bu devrim kibar ve saygılı insanların haykırışı.
Ancak istifasını istedikleri başbakan onlardan biri değil. Kızgın, şımarık ve zorba bir tavır içinde. Şu anda olup bitene kayıtsız kalmayı tercih ederek küsüp Afrika gezisine çıktı. 6 Haziran'da dönecek. Ben görmeden yaptığınız yaramazlıkları ortadan kaldırın belki sizi afederim diyor. Ama direniş çok güçlü. Döndüğünde daha da güçlü olacak. İşte o zaman ne olacak?
İlk defa bayrağıma bambaşka bir gözle bakıyorum. Onun neleri temsil ettiğini aslında yeni kavrıyorum. Unutulmuş belki de varlığından haberim bile olmadığı birçok duygu kabarıyor içimde. Şu şehirde, şu topraklarda birlikte yaşadığım insanlara kaybetmiş olduğum inancımı yeniden kazandım. Bir ve bütün olduğumuzu, bu şekilde ne kadar güçlü olduğumuzu hissediyorum. Milletimi ve ülkemi seviyorum. Bunu yüreğimin tüm gücüyle söyleyebiliyorum. Her yer istikal marşı ile inliyor, herkes bayrağına sarılmış. Geçmişine ve geleceğine sahip çıkıyor. Polis gaz bombaları, su fişekleriyle sıradan insanların üzerine yürüdü. İnsanlar ellerini havaya kaldırıp barış içinde direndi, direniyor...

4.12.2013

Bugün o gün!


Nisan. Yok aslında İnsan. Bu ay insanlar için. Her günü yenilik, hareket ve sürpriz dolu. Başlangıçların ayı. Tezatların ayı. Umutların ayı. Doğa uyanıyor. İnsan'da doğaya uyanıyor. O yüksek, kapalı, sıkışık binalardan dışarı çıkıyor. İşte, evde, yolda kendini hapsettiği yapay kabuklarını atıyor. Nasıl atmasın etrafında doğa cılgın gibi keyif yapıyor. Çiçeği, böceği, yağmuru, güneşi herkes sanki bir yarış içinde bana bak, bana diye bağırıyor. 
Bugün o gün işte. Sen de bir cılgınlık yap. Hayatı, kendini kutla. Güneş pırıl pırıl. Cuma son iş günü. Hafta sonu kapıda. Bugün şaşırt kendini. Baharın havasına katkıda bulun. 
Hani o vitrinlerine bile bakmaya cesaret edemediğin mağaza var ya. İşte bugün gir içeriye. Dokun dokunmak istediğin herşeye. Hatta dene istersen beğendiğin birşey varsa. Ya da aniden karar verip hafta sonu için git biryerlere. Hiç gitmediğin bilmediğin bir yere. Şu son model otomobilin test sürüşünü yap. Hani hep baş başa kalmak istediğin ama bir türlü teklif edemediğin "arkadaşın" var ya bugün gözlerinin içine bakıp gülümse ve ona bir teklif yap. 
Hayatın, hayatta olmanın tadına var. Alışık olduğun kalıpların dışına çık. Tazelen. Doğanın yaptığı gibi. Doğanın bir parçası olduğunu, bunun da bir mucizeden farksız olduğunu hisset.

2.21.2013

Köpekten korkma kendinden kork

Brandy ile ne zaman yürüyüş için dışarı çıksam mahallenin köpekleri çevremizi sarar. Bizimkiyle koklaşıp selamlaşırlar sonra yürüyüşümüze eşlik ederler. Beş tane oldukça iri sokak köpeği ile birlikte dolaşan tek sahipli köpek bizim Brandy.
Mahallemizdeki diğer insanlar bu köpeklerden korktukları için hep sopa ve taşlarla onları uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden köpekler ne zaman birisinin elinde taş veya sopa görseler etrafını sarıp havlıyorlar. Bir de ara sıra Belediye köpekleri kısırlaştırmak, bazen de barınağa teslim etmek için arabayla topladığı için ne zaman motor sesi duysalar o aracı havlayarak kovalıyorlar.
Diğer köpek sahipleri de onlara düşman. Yürüyüşe çıkardıkları köpekleri tasmalarını yırtmak istercesine bizim sokak köpeklerine saldırmak istiyor, sahipleri de köpeklerini koruma ihtiyacı duydukları için ellerine ne geçerse onların üzerine atıyor. Bizim çete de doğal olarak etraflarını sarıp onlara havlıyor. Her defasında gürültülü, insanlı bir it dalaşı yaşanıyor.
Başlarda insanlar ne zaman bizi köpeklerle birlikte yürürken görseler, yanımıza yetişip onları kovalayarak bizi kurtarmaya çalışıyorlardı. Ancak onlarla aslında anlaştığımızı fark edince durum alehimize döndü. Bizi gördükleri anda ters yöne dönüp uzaklaşmayı tercih ediyorlardı. Sonraları bizi terslemeye, köpeklerle yakınlığımızı konusunda sağa sola şikayet etmeye başladılar.
Önce bu baskı karşısında rahatsız oldum. Yani ne zaman köpekler yanımıza gelse birileri görecek diye çekiniyordum. Onlarla karşılaşmamaya çalışıyordum. Sonradan bu insanların bana istemediğim birşeyi yaptırdıkları için daha çok rahatsız olduğumu fark ettim. Rahatsız olduğum için de hem köpeklere hem de insanlara nasıl davranacağımı bilemiyordum. Ortada kalmıştım, yalnız kalmıştım. Biz insanların en zorlandığı konu da ortada kalmak ve daha kötüsü tek başına bırakılmak.
Baktım olacak gibi değil kendim olmaya karar verdim. Kimi elinde sopa ile görsem köpekleri korkuttuğunu söylemeye başladım. İnsanların göreceği şekilde köpekleri sevmeye, onlarla oynamaya başladım. Köpeklerle birlikteyken bol bol güldüm, gülümsedim. Hepsinden önemlisi içimden geldiği gibi davrandım ve davranmaya da devam edeceğim, çünkü böyle yaptığım için hem ben rahatladım hen de ister  inanın ister inanmayın insanlar ellerindeki sopaları bıraktı. Beni köpeklerle uyum içinde gördükçe onlar kendi davranışlarından rahatsız oldu! Yani değişim yaratmak mümkün. Her konuda. Kendin kalabildiğin, içindeki sesi duyabildiğin sürece yakaladığın uyum herkesi etkiliyor. Deneyin görün!

1.26.2013

Ne kadar teknoloji o kadar tembellik


Beynimiz parmaklarımızın ucuna yapıştı kaldı! Sadece parmaklarımızı oynatarak dünyanın her yanına gidebiliyor, her türlü bilgiye ulaşabiliyor, istediğimiz kişilerle konuşuyor, istediğimizi izliyor hatta her türlü alışverişimizi yapıyoruz. Uzaktan kumanda ile başlayan bu tembellik yolculuğu bilgisayarımız, internet ve şimdi de androit telefonlar ve ipadler ile tam hız sürüyor. Önce yazı yazma tembelliği nüks etti şimdi de okumak zor geliyor. Eh, renkli, zevkli, çarpıcı videolar varken o eciş bücüş kelimelerin pabucu dama atıldı tabii. Zaten herkes her an video çekebilecek imkanlara sahipken kim oturup yaşadıklarını veya aktarmak istediklerini yazıya dökmek için uğraşır. Çek, yayınla, gönder. Bu kadar basit işte.
Bir aralar şiir öldü diye üzülmüştüm. Hani şu yüzlerce yıl dayanan, her dönemde hep yeni insanlara yepyeni ufuklar açan, duygular yaşatan o kelime demetleri vardı ya işte onların var olduğunun bile farkında olmayan insanların devrini yaşıyoruz artık. Müzik son durağı oldu şiirlerin. Şarkıların içine son nefeslerini vermek için sığınıyorlar. Küfürlerin, öfke patlamaların arasında epey yabancı kalsalar da hala var olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Oysa şimdi yazılar aynı duruma düştü. 
Hani okuma yazma bilenlerin sayısıyla ölçüyorduk ya uygarlıkların düzeyini, eminim yakında bu ters yüz olacak. Yani okuyarak yazarak iletişim kuran uygarlıklar geri sayılacak. Bu tembellik bağımlılığı bizi parmaklarımızı kullanmaktan bile kurtaracak yakında. Düşüncelerimizi görsel mesajlara çeviren, sesimizi istediğimize ileten araçlara kavuşmamız yakındır bence. Belki de birkaç yüzyıl sonra kocaman beyinleri olan hareket edemeyen yağ torbalarına döneceğiz kim bilir?
Teknoloji bağımlılığımızı yaratan en önemli kişilerden biri olan Bill Gates ne demiş: Zor bir işi çözmek için en tembel insanı seçerim, çünkü o mutlaka çok kolay bir yol bulur!
Evet 2013de karamsarım artık ama yakında unutulup gidecek bir insanlık buluşu olan yazıyı canlı tutmak için de kararlıyım!

1.15.2013

topraktan gelmişiz toprağa gideceğiz

Hani hep görürüz ya ellerinde boya rulolarının sapı önlerinde veya arkalarında çekçekleriyle caddelerde, kaldırımlarda karşımıza çıkarlar. Türkiye'nin en "yeşil" vatandaşları, geri dönüşüm işçileri, ya da alternatif çöpçüler. Bazıları nedense çingeneler de diyor onlara. Genelde erkektirler. Son zamanlarda cep telefonu ile donanımlarını geliştirdiler. Çok meşgul iş adamları gibi kulaklıklarını hiç çıkarmadan hem haberleşiyorlar hem de sanırım müzik dinliyorlar. Ben oldum olası saygı duydum hep bu insanlara. Aykırı ve yadırgatıcı hallerinin ayıltıcı ve tazeleyici bir etkisi olduğunu düşünmüşümdür.
Yalnız kadınlara pek rastlamamıştım, ama bizim oralarda ne zamandır dikkatimi çeken biri var. Çekçeki yok ama tekerlekli bir kasası var üzerine torbalarını dolduruyor. her sabah ben bizim köpeği gezdirdiğimde görürüm. İlk karşılaştığımızda köpeğin adını sormuştu o günden beri selamlaşırız. Ara sıra hava ve çevredeki bitkiler hakkında küçük sohbetler yaparız. İnsan birkaç cümleyle bile kendini ele veriyor. Söyledikleri, nasıl söylediği beni etkiledi sonunda dayanamadım bu bilge kadının hakkını vermek istedim.
 Adı Gülseren Yılmaz. Buraya Çorum'dan gelmiş. Bizim tepenin yamacındaki gece kondulardan birinde oturuyor.
"Yirmi yıl önce buraya geldiğimizde hepimiz aynıydık. Komşuyduk, dosttuk. Sonra onlar akıllarını kullandı iş güç sahibi oldular ben olamadım" diye anlattı."Şimdi beni görünce başlarını çeviriyorlar. Halbuki ben de bu şekilde para kazanıyorum. Bu da benim işim." dedi.
"Insanlar topraktan geldiklerini yine toprağa gideceklerini unuttu. İçine değil dışına bakıyorlar. İçin boş mu dolu mu umursamıyorlar,"diye de ekledi.
Kendisiyle barışık, bulunduğu halini kabul etmiş, olumlu neşeli ve dolu mu dolu, bilge mi bilge bu insan bu dünya için her gün yararlı bir iş yaparak para kazanıyor ve yaşadığı her günü elinden geldiğince onurlandırıyor.
Acaba içimizden kaçımız kendimiz için aynı şeyleri söyleyebiliriz?

1.11.2013

Matrix


Yok, dünyanın sonu gelmedi. Sadece yazmak istemedim. Bence yıllardır beklenen 21 Aralık öncesi ve sonrasında fark ettiğim en önemli şey bireyselliğin çılgın yükselişi ve ölümüydü. Dünya devam etti ama karmaşa bireyselliği yedi bitirdi. İletişim iktidara geçti ve kendine tapan kullarını diğerlerinden bir güzel ayırdı. Hani insanlık karanlık çağları aştı artık demokrasi ve barış dünyayı sardı diyorduk, Altın çağ'ı ve uygarlıkların birliğini bekliyorduk, meğer birlik bireyselliğimizi ve özgürlüğümüzü kaptırdığımız, sürekli izlendiğimiz bir dünya demekmiş! Meğer George Orwell haklıymış, sadece tarihi tutturamamış.
Geçenlerde Las Vegas'taki teknoloji fuarında yeni hayatımızın ipuçları vardı. Buzdolabımız bile online hale geliyor ve içinde ne var ne yok herkesle paylaşabiliyor! Sosyal ağlar aldı başını yürüdü. Bir türlü kurtulamadığın inatçı karıncalar gibi sessiz ama kararlı bir şekilde seni bulup işgal etmek istiyorlar. Ne kadar direnirsen diren kökünü kurutamayacağını bildikleri için de istikrarlı bir şekilde devam ediyorlar. Hani Altın çağda herkes bir olacaktı ya işte oldu arkadaşlar. Kablolu ve kablosuz ağlar bizi sımsıkı bağladı. Görünüyoruz, duyuluyoruz ve izleniyoruz. Artık banka hesabımızın önemi yok ne kadar izleyicimiz varsa o kadar nüfüs sahibiyiz.Yaşasın birlik içindeki dünyamız.
Ama ve bu ama tamamen kişisel, bu birlik içinde yine de ayrıcalıkı bir grup var. Karar verici efendiler ve bir kısmı onlar adına çalışan bir kısmı da onlara meydan okuyan hackerler. Bunlar matriksin dışındakiler, matriksi kontrol edebilenler. Evet, en sevdiğim filmlerden biri olan Matrix'e yepyeni bir gözle bakıyorum 2013'de. Hangi hapı seçtiğine göre ya sanal dünyanın bir parçası oluyorsun, ya da acı gerçeğin.
Şimdi hangi şaşkın acı ister ki? Bireysellik, özgürlük, kişisel haklar ve türkçesini bir türlü tam bulamadığım privacy zaten entel dantel işler. O ne demiş, bu nereye gitmiş, kim kiminle ne yapmış, ne yemiş ne yememiş çok daha ilginç değil mi?
Bugün kalan özgürlük açıklarından faydalanarak kendimi paylaşımcı, sosyal ağlarla örülü, izlenebilir ve sanal mı sanal dünyanın anarşisti ve terörist özentisi olarak ilan ediyorum. Aykırı ve karşıt olanı bile etkisiz hatta eğlenceli hale getirebilen teknolojilere sahip yeni dünyanın diktatörlerine meydan okuyorum ve acı hapımı yutuyorum!
Hoşgeldin 2013

11.14.2012

Atam izindeydim!



Kusura bakma yeni döndüm. Ama inan herkes izinde. Zaten milet izinde olmasa durumu anlardı. Yani bize bıraktığın mesajları görürdü. Hepsi gayet açık ve net. Çok üzüldüm. Kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için hemen çalışmaya başlayacağım.

"Ordular ileri" diye seslendiğin günden beri hep çaba göstermemiz gerektiğini vurgulayıp durmuşsun, "ileri medeniyetler" düzeyine ulaşmak için durmadan değişmenin önemini anlatmak için her yolu denemişsin. Yerinde duran geri gider. Asıl olan değişimdir diye çırpınmışsın, ama bizim kalın kafalarımıza sokmayı başaramamışsın. Tek başına kalmışsın. Öyle.
Ne yapalım, biz izinde olmak için doğmuş bir millet mişiz meğer. Eh, bu kadar verimli topraklar, çeşitli iklimler, ayrıcalıklı konum, bizi tembelliğe itmiş. Uzanmışız ağaçtaki meyveye, dayamışız ağızımızı akan pınarlara, günümüzü gün etmişiz. Millet hiç alınmasın, yapan yapmış arkadaşlar. Tamam, Osmanlı en büyük kaleyi düşürmüş, ama sonrasında yüzyıllarca hazır yemiş. Başkaları ticaret yaparak dünyayı ele geçirirken onların arka bahçelerinde aslan kesilmiş. Şimdi böyle bir rehavet ortamında milleti sarsarak uyandırmak, sonra da tozu dumanı birbirine katarak yepyeni bir yapı oluşturmak olağanüstü bir başarı. Heykeli dikilecek adam başarısı. Biz de bunu yapmışız, ama bundan başka pek bir şey yapmamışız.

Eski kalıpları, kuralları, sistemleri sorgulamak, araştırıp yenileriyle değiştirmek yerine senin, o zaman, o ortama uygun, belirlediğin ilkelere saplanmış kalmışız. Üstelik senin adını bahane ederek birbirimize girmeye bile başlamışız. Oysa sen bizi bir araya getirmek için nelere katlandın. Örnek olmak için çabaladın durdun. Birlik içinde değişerek ilerlememiz için bize rehberlik edecek bir ton bilgi bıraktın. Ama gel gör ki sen gidince seninkiler hepsini bir güzel kendilerine göre budayıp biçmişler. Yeni öğreniyoruz. Her kafadan bir kitap piyasada çünkü. Hepsi de asıl "gerçek" hikayelerle dolu. Şimdi bana kızdığını görür gibiyim. Haklısın. Şikayet etmek bizim en güçlü yönlerimizden biri. Oysa düştüğümüz zaman ağlamadan, onu bunu suçlamadan, kalkıp yolumuza devam etmeyi bize sen öğrettin. Seni puta benzer suretlerinle ve birbirimizin kafasına attığımız isminle yaşatamayacağımızı gayet iyi anlıyorum. Seni yaşatmanın en güzel yolunun o eşsiz ruhunu içimizde hissetmek olduğunu da biliyorum.

Atam ben izinden döndüm. Bıraktığın mesajlardan ilham alacağıma söz veriyorum. Hepimizin geleceğimizin yaratılmasında söz sahibi olduğumuzu, birlikte yarattığımızda değişimleri daha kolay göğüsleyeceğimizi, kusurlarımızı kabul ettikçe gelişeceğimizi, geliştikçe birbirimize daha çok bağlanacağımızı sonunda milletin de anlayacağını biliyorum.

Nur içinde yat...